23 Nisan 2014 Çarşamba

Danielle’nin Değiştirdiği Bir Hayat (Danielle Steel)


Hayat her an yeni bir yol ayrımı, alınıp verilen nefesin bile değiştirdiği yönlere savruluş...
Kader ya da tesadüf ...
Özel anlara inandığım gibi özel insanların da olduğuna inanırım.  Bir bakış, bir cümle değiştirir hayatlarımızı. İşte Danielle Steel gibi özel bir insanın hayatımdaki tesadüfler zincirinden ufak bir kesit paylaşacağım sizlere. Zamanı geldiğinde daha ayrıntılı anlatmak dileğiyle :)
 ***
Liseye yeni geçmiş ergen sıkılganlığında biraz gezeyim diyerek yürüyüşe çıkmıştım. Ne oldu o gün bile tam anımsayamam yolum birden arkadaşımın evine düştü. Uğradım, misafirlikte olduklarını bile bile ve ne tesadüf ki onlar evde. Geçen doğum gününü gelen hediyeleri konuşuyoruz. Öğretmenimiz yeni bir İpek Ongun kitabı ödevi vermiş, sadeleştirilmiş klasikler de cabası. Haftada en az 4 kitap okuyoruz ama okuyoruz geçiyoruz. Kalıcıklık sıfır, zevksiz bir süreç. İşte böyle bir haftada arkadaşıma gele gele kitap hediye gelmiş. Haydaaa diyoruz...
Aradan 1 hafta geçiyor arkadaşıma gidiyorum, neden bu kadar sık gidiyorum onu da çözemiyorum. Kitap orta yerde. Sürükleyiciydi diyor KISKANIYORUM. Ödev kitaplarından kusasım gelmiş deliriyorum. Kitap okumak da o sıralar benlik değil! Neyse dur ben de alayım bakayımmm diyorum. Alıyorum o gece uykusuz kalıyorum ilk 300 sayfa bitmiş offff nasıl mutluyum nasılllll ertesi gün karnım ağrıyor (yalannn) sonra geçiyorum yatak başına kitap okumaya. Öyle başım dönüyor öyle deli mutluyum ki o hafta soluğu kitapçılarda alıyorum. Paramın yettiğini alıyor yetemediğinin de arka yazısını okuyorum.
Tuğla kalınlığında Danielle Steel kitaplarıyla aşk yaşıyorum. Tekrar tekrar okuyorum. Yani anlayacağınız ben artık kendi isteğimle kitap okuyorum. Ahhh bunu gören annem deliriyor. Ekstara paralar, kitap hediyeleri ah ah ahhh
Veee böylece beni yakinen tanıyanlar bilir ki evde ortada bir Danielle Steel listesi vardır, canı isteyen listede olamayan bir kitabı her an hediye eder. 
***
Bugün okumayı, okurken sıkılmamayı, okuduğumdan tat almayı öğreten kişi Danille Steel'dir. Onu okumam gerekliymiş, onunla hızlı okumayı öğrenmem gerekliymiş. Peki hikaye bu kadarla mı sınırlı? Hayırrrr tabiiii
***
  Zaman su misali akıp gidiyor, büyüyoruz. Önce okul ödevleri sonra hayatı etkileyen sınavlar... Sorumluluk sahibi olunca aman akıl karışmasın, boş vakit varsa test çözülsün diyerek kitap okuma zevkimi tatillerle sınırlandırıyorum. Üniversite ayrı çile hem okul dönemi hem de tatillerde ansiklopedik tarih kitapları ile beyni uçuruyoruz. Kesmiyor üniversite sonrası da yüksek lisans ve daha nice diplomayı dolduruyoruz. En vahimi kpss işte onunla da beyni tüketince tamam diyoruz mola. Hayata 1 yıl mola.
 2012 yazında verilen ani kararla her şeyi sıfırlıyorum. Önce arınmak için Danielle Steel kitaplarına başlıyorum. Onun dünyası ve dönem dönem değişen anlatımı beni rahatlatıyor. Danielleciler bilir yazarın 3 dönemi vardır. 2. dünya savaşı ve sonrasının anlatımı, 2000ler ve şu an günümüz. Aldığım tada doyamayınca başlıyorum alternatif aramaya. Önce çok satan yazarları deniyorum çabuk sıkılıyorum. Derken kendim yeni yayıncıları keşfe çıkıyorum. Bu keşifte fazla okumuş biri olarak eksikleri artıları keşfediyorum. Önce yorumlar sonra incelemeler derken özel yazı teklifleri geliyor. Bazen direk ismimle bazen de gazetenin uygun gördüğü şekilde birçok yazı yazıyorum. Yayıncıların dikkatini çekiyor serilerde mantık hatası denetimi yapıyor, bir kitabın kapağından son aşamasına kadar yer alıyorum.  Dev isimlerin birçok işinde yer alıyor , öğreniyorum. Projeler başlıyor ve daha nicesi. Artık bu süreç de kesmeyince kitaplara dair başka bir serüven başlıyor. Hem mesleğim hem de kitapları bir noktada örtüştürüyorum.
Hayır editör değilim :)
Hayır sosyal medyacı da değilim!
Biraz daha vakit var elbet bahsedeceğim.
***
Danielle Steel ile daha önce okuyup ayyyy ıyyykkk diye tabir ettiğimiz aşkın birçok anlamını kavrıyorum. Dozunda olması gerektiği kadar yazıyor. Zaten aslolan da direk anlatmak değil okurken hissedebilmek. Öncesinde okuduğum kitaplara bakış açım değişiyor. Aslında ön yargılarımdan arınıyorum desem daha doğru olur :)
Avrupanın savaşlarla değişen çehresi, Amerikanın yükselişini öğreniyorum. Boğmadan aktarılan bir tarih öğretimi.
***
Hayatıma kattıkları için, öğrettikleri için kitap okuma aşkı kazandırdığı için satırlara bağımlı bıraktığı için milyon kez şükrediyorum.
***
Yazdığım, yazmaya çalıştığım en zor yazı:( Çok sevdiğim bir kişi ve ben ona olan hislerimi aktaramıyorum :(
Danielle Steel sevgime dair yazılarım TIKTIK
***
Dilerim herkesin bir Danielle Steel'i olur, sıkıştığında en yakın kitapçıya koşup bir kitabını alıp rahatlayacağı bir yazarı. Hayata karşı inancı kalmadığında içini umutla dolduracak bir hikaye anlatıcısı. Hayatında biri yokken bile varmışcasına mutlu kılan bir hikayesi olur. Tekrar tekrar okuyacağı bir kitabı...
***
Hayatıma yön veren kitapları: Aile Albümü, Anılar ve Acılar, Yalnız Kartal, Kanatlar,  Sevgi Yolu, Müzmin Bekarlar.
***
Okuyan Kızlar Kulübü 27. blog tur konuğumuz Danielle Steel. 
Dostluk Tüm Mevsimlerin Adıydı kitabını kazanmak için TIKTIK ve TIKTIK

22 Nisan 2014 Salı

OKK 27.Blog Turu Dostluk Tüm Mevsimlerin Adıydı//Danielle Steel Tanıtım Ve Çekiliş



Herkese merhaba!!
OKK’nin 27. Blog turunun konuğu, kitapları dünyada 800 milyonun üzerinde satan yazar 
Danielle Steel ve Dostluk Tüm Mesimlerin Adıydı kitabı. 


Kitabımızı tanıyalım
New York Times'ın en çok satan yazarları arasında yer alan Danielle Steel'den, çocukluk yıllarında tanışan iki kız ve üç erkeğin ömür boyu süren dostluklarını, kimi zaman dostluktan da öte ilişkilerini konu alan dokunaklı bir roman…

Her biri kendine özgü kişiliklere ve yeteneklere sahip beş arkadaşın küçük yaşlarda başlayıp, gençlik hatta yetişkinlik yıllarında da devam eden güçlü dostluklarının hikâyesidir bu. Zamanla aralarında oluşan derin bağ sayesinde zorluklarla mücadele edecek, maceralar yaşayacak, kayıplara göğüs gerip yürekleri acıtan gerçeklerle yüzleşecek, hatta birbirlerine kalplerini sunacaklardır.
Yüreklere dokunan bu romanı okurken ömür boyu süren güçlü bağları keşfedecek, kendinizi unutulmaz bir yolculuğun içinde bulacaksınız.
"Danielle Steel'in alışık olduğumuz romanlarından oldukça farklı bir konuya sahip bu kitap, gerçek sevgiye, hayatın yükünü omuzlayan dostluğun penceresinden bakıyor."
-Booklist-

"Biraz nefes alıp rahatlamaya ihtiyacınız varsa, bu kitap tam size göre. İlk sayfasından sonuna kadar keyif alacağınız, duygu yüklü bir roman."
-The New York Times-

"Kimi zaman sevineceğiniz, kimi zaman gözlerinizin dolacağı ve kendinizden mutlaka bir şeyler bulabileceğiniz samimi bir roman. Tek kelimeye sığdırmak gerekirse, harikulade."
-Romantic Times-




Tur Takvimimiz
22 Nisan 2014
Tanıtım – Duyuru – Çekiliş
23 Nisan 2014
Pudra Tozu – Danielle’nin Değiştirdiği Bir Hayat
Kitap Tutkusu – Kitap Hakkındaki Yabancı Düşünceler
Kütüphanemden Kitap manzaraları – Kitabın İzinde Çocukluk Arkadaşlıkları
Fighting!! – Evlat Sevgisi

24 Nisan 2014
Yorum
Pudra Tozu
Kitap Tutkusu
Kütüphanemden Kitap Manzaları 
Fighting!! 

Çekiliş için tık tık!!

Katkılarından dolayı NOVELLA YAYINLARI’na teşekkür ederiz.




20 Nisan 2014 Pazar

Peygamber Cinayetleri: Sapkın Ruhların Dini Arınışı / Mehmet Murat Somer


Okuyan Kızlar Kulübü 26. blog tur konuğu Hop Çiki Yaya serisi ile Mehmet Murat Somer idi. Veda etmek neden bu kadar zor ki :(
 Turların son gününü yorumla bağlamak içte bir hüzün dalgası estiriyor. Yaklaşık bir yıl önce okuduğum Gündüz Erkek Gece Kadın'dan sonra bu seri beni daha bir sarstı. Polisiye türünün aykırı örneği, su gibi akıp giden farklı bir macera. Çok güldüm, düşündüm, üzüldüm. Seri beni öyle esir aldı ki her şeyi bırakıp hayatı, hayatın içindeki ötekilerin dünyasını fazla düşünür buldum kendimi. Kendini kurtaramayan bizler dünyayı mı kurtarıp adalet getireceğiz offf neyse konu dışına çıktım bakınız cümle bile toparlayamaz haldeyim:(


Peygamber Cinayetleri kitabı Hop Çiki Yaya serisinin başlangıcı, her kitap ayrı bir farkındalık. İlk kitap ikiyüzlükük üzerine, hissedilenle dayatılanın çatışması. Muhafazakar bir sistemde aykırı arzuların yaşanamaması sonucu bir inkar mekanizması. Karakter canı istediğinde ''efendi'' giyinen canı istediğinde kadın kılığında gezen çok kokoş bir deha. Kafa fazla dolu, iyi paralar kazanıp hayatı garantilemiş, aklıyla yaşamı dengelemiş ve güvenli açılımla gecelerini renklendiren bir kişi. 

Dıştan tam bir afet, iç sesi keskin bıçak. Desturla yaklaşılması gereken birisi :)

Ortağı olduğu gece kulübündeki transeksüeller tek tek öldürülür. Bir iki kayıp dikkat çekse de birazcık araştırma ile bir süredir kızların avlandığı ortaya çıkarılır. Normal zamanda erkek ismi ile hitap küfür sayıldığı için de bağlantı kurulması gecikir, kulaktan kulağa gelen bilgiler ile kızların kimliği belirlenir :(
Karakter fazla zeki olduğu için teorilere başlar. Biri ya da birileri peygamber isimleri taşıyan günahkar bedenlerin canını alır. Cinayetlerin işleniş şekli de peygamberlerin ölüm şekli ile benzerdir.

Tesadüf olmaktan öteye geçen durumla bir panik dalgası başlar. 

Sapkın ruhların kendi gerçekliğini reddedip caniliklerini dine büründürüp yedikleri haltın serüveni pek fenadır :( Gece yaşamı, sivri dilli bir hatun, kokoşlukla çevrili dizelerde işte böyle gerçek bir dünya saklı.

Transeksüllerin dünyasından bir pencere açıp ''gerçek'' dünyaya bakmak sarsıcı bir deneyim.

Harika bir seri mutlaka ama mutlaka okunmalı derim!


Yazarımız Mehmet Murat Somer'e bir kez daha teşekkür etmek isterim. Kitabımı doğum günüme özel imzaladı. Kalbimde yeri ayrı bir esere usta kalemin mührü deymiş oldu :)

Mehmet Murat Somer röportajı için TIKTIK
Aykırı Dünyanın Kokoşluk Masalı yazım için TIKTIK


19 Nisan 2014 Cumartesi

Aykırı Dünyanın Kokoşluk Masalı (+18)


Okuyan Kızlar Kulübü bu sefer aykırı, şaşırtıcı enfes bir seri ''Hop Çiki Yaya'' ile karşınızda!
Özel yazılarımız kitaplarımıza dair oluyor, kural bozmadan baş karakterimiz ve renkli çevresinin kokoşluk serüvenine bir göz atmak istedim. Karakter , karakter diyeceğim çünkü serinin 5. kitabına kadar ismini bilemiyoruz. Hoş eksikliğini de hissetmiyoruz. Tek bilmemiz gereken karaktere ''abla'' denilmemesi gerektiği. Dili pek keskin, tırnaklar yırtıcı Allah korusun elinde kalırız :)
***
Hop Çiki Yaya serisi ''Peygamber Cinayetleri'' kitabı ile açılış yapar. Önce karakterin özel hayatı sonra da dahil olduğu çevrelerin özellikleri öğrenilir. İşte karakterimizin özeli dedik de özelinin de özeli kişisel bakım ritüeline denk geleceğimizi bilemedik.
Kısaca: Karakter canı istediğinde erkek kılığında canı istediğinde kadın kılığında dolaşır. Kokoşluk serüveni kadınlık gerekleri ve dahil olduğu çevredeki transeksüller üzerinden incelenir.

- ÇİVİ ÇİVİYİ SÖKER -

Günümüzde ağda denildiğinde ilk aklımıza annelerimiz gelir (sanki biz bayanlar kıl tüy aldırmıyormuşuz gibi) Onların da geleneği limon şeker karışımı ağdadır. Devir değiştikçe iş de değişir önce sir, sonra makine şimdilerde de lazer bakımları yaptırılır. Koltuk altı ve sırt gibi açıkta kalan bölgelerden sadece kadınlar değil erkekler de rahatsızdır. Geçmişte gizli gizli yapılan bu temizlik şimdilerde epilasyon merkezlerinde aleni yaptırılmaktadır.( Devir değişti)
Kadın ve erkeklerin en temel temizlik gereksiniminden bahsettik peki gay ve transeksüller? Zaten hiiiç onları anmayız, sanki onların ihtiyacı olamazmış gibi:( Çok yakinen tanıdığım, birkaç gay arkadaşımın düzenli olarak sir yaptırdığını öğrendim. Bedeni geçtim ruhumun temizlik ihtiyacı dedi. Peygamber Cinayetleri kitabını okurken de karakter ağda yaptırıyordu. Öyle çok canı yandı ki resmen çığlıklarını duydum :)
Ağda: limon şeker karışımı bir macundur. Ağda yapılan deri bir süre kabarır, tavuk yolunmuşa döner. Karakterimiz de bu acılı süreç sonrası ağdanın kabarıklığını dindirmek için limonlu su ile masaj yaptırır.
Ağdada limon var, ağdanın kabarttığını indirmek için de limon resmen çivi çiviyi söker hesabı bir ritüel.


- TUVALİN ARDINDAKİ GERÇEK - 

Karakterimiz kendisini makyaj güzeli olarak tanımlar. Zaten güzelliği ile değil zekası ve sivri diliyle esir eder erkeğini. Nasıl cilt temizliğinin kadını erkeği olmadığını anladıysak makyajda da durum böyledir. Gaylerin bugünlerin yaygın ürünü BB krem ve benzeri şeyleri yıllardır kullandığı bilinir. Trans birey ise her kadın neye ihtiyaç duyarsa onu kullanır. Sahne dünyası porselen makyaj türü ağır-kalıcı ürünler kullanır pekiiiii Transeksüeller?

Onlarda durum bir çıta farklıdır. Porselen türü baz kullanmak zorunda, ameliyatlı değilse aktif hormonlar sebebiyle gün içinde sakallar uzayabilir. Onları kamufle etmek, renk dengesi tutturmak, ve üzerine sanatını icra etmek ''kadın'' olmanın bedelidir. Aykırı dünya dedik evet, erkek bedenine müdahelelerle hayatı eklemek onlarınki. Başka bir hayat ya da ruhunu bedene yansıtmak adına yaptırılan estetikler. Onlar bir alt yapı inşa ettirir , tuvaldir orada kalan. Makyaj ise o gece olmak istediği kadının far-rimel-pırıltı-ruj ile resmedilişidir. İki öpüşte silinecek, ter damlalarıyla eriyecek masal. Tuvalin ardındaki gerçek.

Aykırı yaşamın kokoşluk bedeli bol pırıltı, cildi erken yaşlandırma ve doğanın tahribatına direnişten ibarettir. Aynada yansıyan birkaç dakikalık şuhluk, iki kahkaha ve masalın karanlık tarafına geçiş.


- KIYAFETİN KADAR VARSIN -

Ahh bir de pahalı kıyafetlere düşkünlük vardır. Moda gaylerin elinde ise show dünyası da transeksüllerin elindedir. Gay olmak bu dünyada bir parça saygı kazanmış olabilir ama birçok erkek gay olduğunu kabul eder geceleri kadın kılığında dolaştığını reddeder. Düşmüşün de düşmüşü görür kendini:( İşte o zor kazanılan para ile varlığını-kadınlığını ispat eden gardrobuna dokunan eller kırılsın mantığındadırlar.

''...ay abla o kız ölmeyi hak etti, dünya para kıyafetimi aldı getirmedi. Kalkmış haspam benim zor kazandığım parayı üstüne geçirip balkon yıkıyor a aaaaa!!! ''
Kınama, yadırgama düşün!

Her sabah uyandığında gördüğün bir fazlalık var, ne kadar boyanırsan boyan iki gıdım terle akan bir resim var. Dönüp baktığında senin camdan pabucun o kıyafetler. Belki bir gün cam pabucun diğer tekini bir erkek getirir. Masalını yıkanın boynu yıkılsın mantığı çok da garip değil :)


- BEDENİN BAKIMI KADAR ÖZELSİN -

Her noktaya değiniriz de su yemek gibi ihtiyaç olan ama konuşması ayıp karşılanan noktaları es geçeriz. (Tamam ben de pek hoşlaşmam bu muhabbetlerden)

Kişisel temizlik sadece ağda ve makyaj değildir elbet.  ''Gündüz Erkek Gece Kadın'' kitabını okuduğumda bir gay - transeksüelin cinsel birleşim öncesi hazırlığını öğrenmiştim. Açıkçası hiç de öncesinde kafa yormamıştım. Alan dışı konu saydım. Ama şimdi sadece erkeklerin değil her bireyin cinsel birleşim öncesi temizliği önemsemesi gerektiğine inanıyorum. Bulaşıcı hastalıkların birçok yol bulduğu malum!

Bir gay ya da transbireyin cinsel birleşim öncesi yapması gerekenler için sizi arkadaşımın bloğuna davet ediyorum TIKTIK

Kaan Arer kendinden yola çıkarak birçok bilinmeyene ışık oluyor. Her bireyin öğrenmesi gereken bir konuyu çekinmeden, düzgün bir üslupla ele alıyor. TIKTIK

Bu kadar özel-mahrem konuya el atmışken iki yazısını daha öneriyorum: 

http://bigayingunlugu.blogspot.com.tr/2014/01/anal-sex-nedir.html

http://bigayingunlugu.blogspot.com.tr/2013/04/geyler-sevisiyor-mu.html

Yaşamın her alanında farkındalığın adresi: HOP ÇİKİ YAYA



17 Nisan 2014 Perşembe

Mehmet Murat Somer - Unutamayacağım Bir Röportaj


- Mehmet Murat Somer -
Hayran olduğum, her buluşmamızda aydınlandığım bir isimle karşınızdayım. Bir röportaj talebi ile başladı her şey.  Hayatta unutamayacağınız kaç isim var ki, işte benim için bu az - öz listenin en tepesine yerleşti Murat Bey.
Hasta haliyle bizleri kırmayıp, yağmurlu rezil bir havada görüşmeyi kabul ettiği için ayrıca teşekkür ediyorum kendisine.
***
Hayata Dair Kısa Kısa:
1959 Ankara doğumlu Mehmet Murat Somer, ODTÜ'de mühendislik eğitimi aldı. Kısa süre mühendis, uzun zaman bankacı olarak çalıştı. 1994 yılından bu yana kurumlara yönetim ve bireysel gelişim eğitimleri veriyor ve yönetim danışmanlığı yapıyor. Tamamı ısmarlama sinema filmi ve TV dizi senaryoları yazdı, gazete ve dergilerde klasik müzik eleştirileri yayımlandı. Kendi ifadesiyle, "Halen 27. yaşının keyfini kimi zaman İstanbul'da, kimi zaman Tropiklerde sürüyor." 
Yazarın kitapları, İspanya, İtalya ve Fransa'da da yayınlanmaktadır.
***

Nar Kitap’tan çıkan Hop Çiki Yaya serisi ile bir blog turuna daha merhaba diyoruz. Yazarımız ve serisi üzerine derin bir sohbet / röportaj sizlerle! 

Hop Çiki Yaya serisinin yazarı, uluslar arası yaratıcı bir isim var karşımızda. Kitapları 20 dilden fazla çevrilmiş, ''Turkish Delight'' diye bilinen seriyle ön plana çıkmış aykırı bir kalem. Kalıpları yıkmak ruhu özgür kılmanın aracı diyerek enteresan bir serüven sunmuş bizlere.

-Hemen soruyorum HOP ÇİKİ YAYA ne demek?
1950 İstanbul  kız kolejleri spor karşılaşmalarında ‘hop çiki yaya’ nümayiş çok yaşa gibi bir şey dermiş. (Günümüz slogan cümlelerini anımsatan bir kullanım olsa gerek ) 1950 sonrası Nişantaşı kadınları davranışlarında ayıplanan bir durum karşısında “Ay, çok ayıp.” yerine “Hop çiki yayalık yapma.” demeye başlamış. O dönemler eşcinsel yerine queer denir, eşcinsel-gay kelimeleri kullanılmazmış.
1960’larda ‘hop çiki yaya’ plaklarda alt başlık olarak kullanılmaya başlamış. (Sanırım bu Bülent Ersoy ve onun gibi olma heveslilerinin yılları) Şarolo yani eşcinsel olarak kullanılmış.
Hop Çiki Yaya diyerek hem geçmiş kuşağa saygı hem de eşcinsel karşılığın gündeme girmesi için seri ismi olarak seçilmiş. (Helal be!!!)
Kitaplarda birçok şarkıcı, Türkiye güzeli ismi geçiyor. İnsan merak ediyor bu isimler gerçek mi? Gerçekse nasıl bir cesaretle yazılır? (Millet geçmişi silmeye, bilineni anlatanı da taşlamaya meraklı)
Seride geçen ünlü isimler ve zengin kesimin sosyetik inişleri çıkışları gerçek diyor Murat Bey.
(Yani Google açıp isimleri, eserleri araştırabilir; nostalji serüveninde gezinebiliriz! Yuppiiii )
-İlk kitap Peygamber Cinayetleri’ni yeni bitirdim ve seriye devam ediyorum. Ben mi atladım, yoksa başkarakterin ismi yok mu diyorum?
İlk etapta Hop Çiki Yaya serisini 5 kitap olarak düşündüm. Beşinci kitapta karakterin ismini de öğreniyoruz diyor. İsim çift kimlikli olsun istedim. Hem kadın, hem de erkek kullanabilsin tıpkı karakterin yaşamı gibi! Hayran baskısı sonucu iki kitap daha ekleyerek yedi kitaplık bir seriye dönüştü. (En iyi yerde de noktalamış hani)
Seri tam anlamıyla ters köşe! Karakter erkek ama hayatını kadın kıyafetleri içinde, çift benlikle devam ettiriyor. Bu kitapta alışılmışın dışında bir dedektif var: gay, olayı çözenler: transeksüel :) Hani suçlu ararken ilk etapta toplanacaklar. Hiç dikkat çekmeyen, sıradan kişiler de işin kirli yüzünü temsil ediyor. Hayatın ikiyüzlülüğüne burada bir ayna tutuluyor J
Gay, eşcinsel kişilerin iyiyi, sıradan kişilerin kötüyü temsil etmesi bir tesadüf olamaz değil mi? Buradaki meseleyi seriyi merak eden okuyucularımıza anlatabilir misiniz?
Asıl amaç beyazların ‘’normal birey’’ karalaşıp, karaların yani ‘’anormal bireyin’’ beyazlaşması.  Açalım konuyu; marjinal, dejenere kişilerden hep kötü olması beklenir.Dizilerde bir gay vardır ona gülünür ama onunla gülünmez gibi…  Trans birey ölmeyi , fahişe tecavüze uğramayı , fakir ezilmeyi hak etmiştir. Toplumda aykırı ya da eksik isen bir suç olduğunda ilk şüphelenilen, ilk aranan da sensin.
(Merkeze marjinali çekerek suçluları beyaz Türkler üzerinden anlatarak dengeleri değiştirmek istemiş yazar. Böylece insanlığımızı hatırlıyoruz. Her şey bizler için diyoruz. Yasakların bir baskı unsuru olduğunu, yasak delindiği an patlayan enerjinin bedelinin ne kadar ağır olduğunu öğreniyoruz.)
Seri ilk etapta 5 kitap dedik.  Kitapların özel bir anlamı var mı? Kendi içinde şifresi?
Her kitap bir çevreyi temsil ediyor.  Normalin makul olduğu kendi içinde sistemler – ahlaki kurallarla örülü olan duvarların arkasındaki hayatlara açılan bir kapı gibi hikayeler.
Farkında olmadan farkındalık yaratmak asıl amaç!
Bir kişiye vahşeti direk verirsek korkar, çaktırmadan eşik atlatarak sunduğunuzda bunu kaldırır. Kemal Tuğcu gibi anlatsak canlı yayında cinayet izlemek gibi olur. Eğlendirerek anlatırsak farkındalık oluşur. (Aykırı tiplere odaklanırsak diğer ön yargılara takılmadan asıl meseleye dikkat çekebiliriz.)
Pekiiii karakter ismini söylersem büyü bozulur, seriyi okuyanlar serinin beşinci kitabında öğrenecekler. Şu malum karakterimiz AŞKı tadacak mı?
Tabiii o da insan, aşık olacak, acı da çekecek. Tür itibariyle bakın hiçbir dedektif yaşlanmaz, uzun süreli ilişkisi olmaz, belirli bir yerde yaşamaz. Olay karakter değil karakter üzerinden serüvendir. Benim başkarakterim de aşkı tadacak,  seks yapacak; nasıl acıkıyorsak, uykumuz geliyorsa bu karakter de ihtiyaçlarını giderecek. Kitapların bağımsız okunabilmesi için bir matematik belki de! (James Bond’un aile babası olmasının imkansızlığı gibi J )
 (Her anlamda yaşayan ama bir kalıba tutturulamayan bir dedektif var elimizde! )

Seri hakkında genel bilgi: Karakter bir dedektif, canı istediğinde kadın gibi giyinen yeri geldiğinde erkek kıyafetleri ile dolaşan okumuş kültürlü bir isim. Marjinal, ötekilerden. Ponpon bir karakter. Doğrudan ya da dolaylı olaylar sonucu katillerin peşinde bir isim. Her kitap bir çevreyi temsil ediyor. Gülerken farkındalık yaratmayı hedeflemiş bir usta kalemden eserler var karşımızda. Her kitap bağımsız da okunabiliyor.


16 Nisan 2014 Çarşamba

OKK 26. Blog Tur: Hop Çiki Yaya Serisi - Mehmet Murat Somer


Okuyan Kızlar Kulübü'nün bu kez tur konuğu 7 kitaplık Hop Çiki Yaya serisiyle Mehmet Murat  Somer. Polisiye türündeki seri aslında çok ama çok aykırı ve eğlenceli. 
Serinin konusu: 
Canı istediği zaman kadın, canı istediği zaman erkek kıyafeti giyen kahramanımız, dövüşte ve internette usta; klasik müzikten, bitki çaylarından, yakışıklı erkeklerden hoşlanıyor. Ve hayat önüne hep karmaşık cinayetler çıkartıyor. Bunları çözerken ona keskin zekâsının yanı sıra dostları da yardım ediyor: 

Büyük bir otelde drag şov yapan Ponpon, cinsel kimliği konusunda kararsız şef garson Hasan ve başta Altımermerli Gönül olmak üzere diğer "kızlar; Damper Beyza, Karakaş Lulu, Kıllı Demet, Aylin, Nalan, Şiloz Pamir


Hepimiz serinin bir kitabını inceleyeceğiz, benimki Peygamber Cinayetleri
Konusu:
Nüfusa kayıtlı oldukları adları çeşitli peygamberlerin isimleri olan transseksüeller bir biri ardına vahşice öldürülmektedir. Bütün camiayı korku salmıştır. Zarif ve delikanlı kahramanımız kendini de tehlikeye atarak bu cinayetleri çözmeye çalışır ve ölümden kıl payı kurtulur.

ABD'den Tayvan'a onlarca ülkede yayınlanan ve dünya çapında yüzbinlerce hayranı oluşan Hop Çiki Yaya serisi polisiyeye getirdiği seksi ve yeni yaklaşımıyla okura benzersiz bir macera vaat ediyor... Dizi, gökkuşağı renklerindeki sırtlarıyla bir kez daha toplu halde Nar Kitap'ta.

İstanbul'un Miss Marple'ı; tek farkla tvit etekler yerine üstüne yapışan deriler giyiyor.
-Daily Telegraph-

"Şaşırtıcı, eğlenceli; bu cinayet romanlarını sakın kaçırmayın." 
-Sunday Times-

"Bu kitaplar kapuçino gibi; üstteki köpük alttaki acı ve yoğun tadın üstünü örtüyor." 
-Val McDermid-

İşte Avrupa böyle olmalı: seksi, akıllı ve ortalama Başbakan eşinden daha iyi giysiler içinde. Türkiye sadece buradan ilerleyebilir.
-Stella Duffy-
(Tanıtım Bülteninden)

TUR TAKVİMİMİZ
16 Nisan 2014
Tanıtım – Duyuru – Çekiliş
17 Nisan 2014
Pudra Tozu - Mehmet Murat Somer Röportajı
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Mehmet Murat Somer ve Nar Kitap Üzerine
18 Nisan 2014
Kitap Tutkusu – Buse Cinayetleri Yorum
Fighting!! – Huzur Cinayetleri Yorum
19 Nisan 2014
Pudra Tozu - Aykırı Dünyanın Kokoşluk Masalı
Kitap Tutkusu – Karakterimizin Sinema Aşkı
Fighting!! – Karakter Aynası: Audrey Hepburn
20 Nisan 2014
Pudra Tozu - Peygamber Cinayetleri Yorum
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Jigolo Cinayetleri Yorum
1 Kişiye Set hediye ettiğimiz çekiliş için TIKTIK

7 kişiye yazarımızdan imzalı kitap hediye ettiğimiz yarışmalarımız için TIKTIK

Nar Kitap'a ve yazarımız Mehmet Murat Somer 'e katkılarından dolayı teşekkürler...




14 Nisan 2014 Pazartesi

Geçmişten Gelen Mutluluk


Okuyan Kızlar Kulübü 25. Blog Turumuzun son günü, iyi bir seriyi yarılamanın hüznü var içimizde. Nemesis Kitap'tan çıkan The Rules of Scoundrels serisinin ilk iki kitabı ile karşınızdaydık.  Serinin ilk kitabı ''İntikam Ateşi'' yorumum için TIKTIKSerimize ''Geçmişten Gelen Mutluluk'' kitap yorumu ile devam ediyoruz.

*** 
 The Rules of Scoundrels serisi genel mantığı: Bir tarafta dört arzulanan erkeğin işlettiği günah yuvası kumarhane dünyası diğer tarafta güçlü bir adamın bir erkek varis arayışına Tanrı'nın beş kız ile cevap arayışı. Kumarhane sosyetenin en gizli cemiyetinin bir noktada paravanı. Ahlaksızlığın içinde ahlaki bir yapı var. Dört erkek de soylu ve dördü de soysuzca yaşıyor :) Vakti zamanı gelmişşşş ve AŞK başlarına hiç ummadıkları noktadan vuruyor.
İlk kitap ''İntikam Ateşi'' kumarhane ortaklarından intikama yeminli Michael ile başlıyor. Beş kızla cezalandırılmış baba da evde kalmış kızının çeyizine intikam topraklarını  ekleyince işlerin rengi değişiyor. İlk günahkar evlenince diğerleri de bir şekilde Aşk çemberinde sırasıyla yerini almaya başlıyor. Michael'in eşinin meraklı mantık insanı kız kardeşi türlü soruları kafasına takıyor ve soluğu günahların merkezinde alıyor. Cevaplaması beklenen yakışıklı ise Cross :) 
Seri bağımsız okunabilse de benim gönlüm sırayla okunmasından yana. Serinin özgün yanları da var, kızlar ezik değil dişli. Gözü kara erkeksi değil hakkını arayan kibar kadınlar. Her kitapta bir sürpriz var. İlk kitapta mektuplar ikincide bilimsel araştırma notları. Diğer iki kitabı delicesine merak ediyorum, bakalım karşımıza ne çıkacak? :) Ben şahsen farklılığı ve yazımdaki doygunluğu açısından çok beğendim.
***

Geçmişten Gelen Mutluluk - Yorum:

Philippa için bilim-mantık her şeydir. Hayatta hep diğer kişilerden farklı olmuş, hayatın çizgisinde dışta kalmış gözlüklü bir kızdır. Kendi güzelliğini görememekte evliliği ise bir görev olarak nitelendirmektedir. İntikam Ateşi'nde tanıdığımız ablası geçmişte bir hayal kırıklığı yaşamış nişanı bozulmuştur. Sonrasında iki kız kardeşi vasat evlilikler yapmıştır. Şimdi ablası evlenmiş ve sosyetede ailesinin onuru için ikinci bir şans yakalamış verdiği sözü tutarak evliliğe adım adım ilerlemektedir. Evliliğe görev bilinciyle bakar. Kızın evlilikle ilgisi yok ve kimse bu hanım kızımıza evlilik hayatı nedir anlatmıyor. Düştü mü içe bir şüphe eyvahlar olaaaaa şüpheyle de yaşanmaz ne olacak ki? Kızımız düşünüyor taşınıyor Günah yuvasının ortaklarından eniştesinin arkadaşı, kadınların rüyası, tutku kralı Cross'un kapısını çalıyor.
Ey sevgili Cross şu evlilik nasıl bir şey? İnsanlar ve hayvanlar arasında ne gibi ortak noktalar var bir öğretiver diyor işte cümbüş de burada kopuyor :)
Sevgili Cross'a kal gelmesine mi güleyim, kızın ciddiyetine mi, aykırı soruları gayet normal karşılamasına mı :) Bu kitapta sık sık kahkaha attım, her bölüm başında yer alan bilimsel makaleler ise ayrı güzeldi. 
Yazar çok iyi bir çıta kuruyor ve bize de bunu izleyerek aşkın yolunda mutlu sona kavuşmak kalıyor.
Akılda deli sorular, kıskançlık, bilim mantığında mantıksız haller. Kitap olay :)
Tavsiyemdir efendim.